Bitkilerde Üreme Çeşitleri Nelerdir?

Bitkiler alemi içinde yer alan herhangi bir canlı organizma. Bitki sözcüğü (yerden bitmek) deyiminden kaynaklanır. Buna dayanarak bitkiyi kabaca (bittiği yerde tutunarak, gelişip döl veren, ömrünü tamamladıktan sonra kuruyup giden yosun, ağaç gibi canlı, olarak tanımlamak mümkündür. Ancak bu tanımlama mantarları başka birhücrelileri dışarda bırakır.

Yeşil bitkiler, fotosentez yapabilen özgün canlılardır. Bu canlılar fotosentez reaksiyonu ile güneş enerjisini alarak, karbondioksit CO² ve su H²0 maddelerini birleştirip, kendi özgün organik moleküllerini üretebilirler. Bunu içerdikleri klorofil pigmentinin kataliz etkisi ile başarırlar. Bu bitkiler kendileri için gerekli inorganik besin maddelerini yaşadıkları çevreden sağlarlar.

Bitkiler tüm öteki canlılar için temel besin kaynağıdırlar. Bitkilerin yapılarında klorofil bulunması, belki de onları hayvanlardan ayırt etmeye yarayan önemli bir niteliktir. Ancak bu yalnız başına yetersiz kalır. Örnek olarak mantarlar klorofil içermezler. O zaman bitkiler ile hayvanları birbirinden ayırmak için başka niteliklere bakmak gerekir.

Ayrıca bitkiler oldukları yerlerde kalırlar, yer değiştirmezler, onlarda sinir sistemi olmadığı gibi, hücrelerinin çeperleri sellülozdan yapılmıştır. Bu nitelikleri taşımayan bitkiler de vardır. Örnek olarak algler (suyosunları), bakteriler ve cıvık mantarlar hareket edebilirler. Yine mantarlar, bakteriler ve parazit bitkilerde klorofil yoktur; bunlar kendi besinlerini üretemedikleri için başka kaynaklardan sağlamak zorundadırlar. Bu arada böcekçil bitkiler azotlu organik madde gereksinimlerini yakaladıkları böceklerden sağlarlar.

Basit yapılı bitkilerin genel yapıları birbirinden oldukça değişiktir. Buna karşın yüksek bitkiler, örneğin Açık tohumlular ya da kapalı tohumlular, gibi çiçekli bitkiler, yapı bakımından benzerler. Söz gelişi bir kapalı tohumlu bitkide dört bölüm birbirinden ayırt edilebilir. Bunlar sırası ile kök, gövde, yaprak ve çiçektir. Her bölümün bir ya da daha çok temel işlevi vardır.

Bir bitki dokusu parçası mikroskopla incelenirse, çoğu kez sıkışık biçimde bir araya gelmiş, binlerce bitki hücresi görülür. Tüm bitki hücreleri birbirine benzemez, bunlar yaptıkları işlevlere göre özel biçim ve yapıda olurlar. Bununla birlikte bitki hücreleri temelde aynı yapı biçiminden kaynaklanır. Bu yapıda hücrelere dikdörtgen biçimi almasını sağlayan kalın sellüloz hücre duvarı vardır. Bu ölü bir duvardır; içinde canlı hücre zarı bulunur. Bu zaman içinde ise çekirdeği içeren protoplazma vardır.

Protoplazma ayrıca kloroplastlar ve başka birçok mikroskopik yapıyı içerir. Protoplazmanın ortasında ise içi sıvı (hücre özsuyu) ile dolu büyük bir koful (vaküol) yer alır. Hücrenin belli biçimini koruyan koful aynı zamanda bitkinin. tümü ile işlevlerinde büyük rol oynar.

Bitkilerde eşeyli ve eşeysiz üreme biçimleri görülür. Bazı bitkiler ise hem eşeyli hem de eşeysiz olarak üreyebilirler. Ayrıca bazılarında yaşam süreci içinde bu iki ayrı üreme biçimi birbirini izleyebilir.

  • Döl Alması,
  • Botanik,
  • Büyüme,
  • Bitki Hastalıkları,
  • Bitkilerde Tozlaşma,
  • Döllenme,
  • Filizlenme,
  • Meyve,
  • Osmoz.

Bitki Hastalıkları Nelerdir? Bitki hastalıkları, bitkilerden elde edilen türlü ürün miktarının önemli ölçüde azalmasına neden olan hastalıklar. Bunların bazıları bitkiyi öldürüp tümden yok ederken, bazıları bitkiyi zayıf düşürerek verim azalmasına yol açarlar.

Bitki hastalıklarının çoğuna dokulara yayılan baz mikroorganizmalar neden olur. Bunlar arasında ilk sırayı mantarlar alır. Bu zararlı mantarlar, başlıca külleme, pas ve sürme hastalıklarına neden olan ve aynı adlarla anılan mantarlardır. Bunlarla savaşım için mantar ilacı kullanmak gerekir.

Virüsler mantarlardan sonra bitkilere çok zarar veren etmenlerdir. Mozaik Hastalığı). Virüs kökenli bitki hastalıklarının çoğu yaprak bitleri gibi bitki özsuyunu emerek beslenen böcekler taşır ve bulaştırırlar.

Virüs hastalıklarının denetimi büyük ölçüde, bu böceklerin denetimi ile el ele gider. Bakteriler ise mantarlar ve virüslere oranla daha az tehlikeli zararlılardır. B daha çok hastalanmış, hatta ölmüş dokuların parçalanıp dağılmasına, kokuşma neden olurlar. Bazı bitki hastalıkları bitkilerin gereksindiği; ancak topraktan alamadığı elementlerin eksikliğinden kaynaklanır.

Bu tür hastalıkların daha başından önlenmesi için, önce toprak analizi yapılmalı, hangi bitkinin hangi elementlere daha gereksindiği bilinmeli ve toprağa ona gübre verilmelidir. Bazı böcekler, bu da kımıl tahıla, pembe kurt pamuğa yaprak bitleri türlü bitkilere büyük zararlar verirler.

Bitki Uru Hastalığı: Bitki uru bitkilerde görülen ve böceklerin, nematodların, mantarların ve bakterilerin meydana getirdikleri büyüme anormallikleri. Bunların büyümeleri sınırlıdır ve tam olarak gelişebilmeleri için, neden olan organizmanın devamlı varlığı gerekir. Bu nedenle tümörlerden ayrılırlar. Bununla birlikte bazı bitki ulan yalnızca başlangıçta, ura neden olan organizmaya gereksinim duyar. Daha sonra bu organizma ortadan kalksa bile, aynen bir tümör gibi kendi başlarına büyümeyi sürdürebilirler.

Bitkilerde Çürüme Hastalığı, bazı bakteriler ile mantarların neden olduğu, önce yapraklardan başlayarak, sonra tüm bitkiye yayılan ve bitkinin çürümesine yol açan hastalık. Hızla yayılan bulaşıcı bir hastalıktır.

Bitkilerde terleme, bitkilerin toprak üstündeki bölümlerinin gözeneklerinden, havaya (en büyük bölümü buharlaşma yolu ile olmak üzere) su vermeleri. Havanın bağıl nemi yüksekse terleme azalır, düşük ise terleme çoğalır.

Genelde bitki iç metabolizması için zorunlu ya da kökleri ile aldığı suda çözünmüş maddelerin, bitkinin üst bölümlerine ulaşması için gerekli olan miktardan daha çok suyu terleme yoluyla yitirir. Bitkilerin terlemesi için zorunludur. Çünkü bu olay için gerekli olan karbon dioksit, havadan ancak nemli bir yüzeye bu gazın girip çözünmesi ile alınabilir. Bununla birlikte, bir bitkinin topraktan aldığı su ile havaya verdiği su arasında bir uyum sağlanmalıdır.

Bitkilerin su alıp vermeleri, havanın bağıl nemi ile sıcaklığına bağlı olarak mevsimden mevsime, mevsimler içinde de değişik günlerde, hatta saatlerde değişik olur. Bitkilerde bulunan gözenekler duruma göre açılıp kapanarak bir ölçüde uyum sağlamaya yardımcı olurlar. Ayrıca havası çok nemli olan yerlerde ince üst derili ve gözenekleri hemen yüzeyde bulunan geniş yapraklı bitkiler yaşarlarken, kurak iklim bitkilerinin yaprakları kalın kütiküllü ve gözenekleri derinlere gömülmüş biçimde olur.

Böyle kurak yerlerde yaşayan kimi bitkilerin yaprakları tüylerle örtülüdür; bazılarında ise hiç yaprak bulunmaz, gövdeler su depo etmek amacı ile yassılaşır ve şişkinleşir.

Bitkilerde tozlaşma, bir çiçeğin erkek organının (ercik) başçığında oluşan çiçek-tozlarının (polenler) aynı ya da başka bir (aynı türden) çiçeğin dişi organının tepeciğine herhangi bir yolla taşınması. Çiçek tozları çiçekli bitkilerin erkek üreme hücreleri (erkek gametler)’dir. Dişi organ tepeciğine konan çiçek tozu, orada çimlenir, gelişir; sonra yumurtalıkta bulunan yumurta hücresine, yani dişi üreme hücresine (dişi gamete) ulaşarak onunla birleşir. Bu birleşmeye döllenme denir.

Döllenmenin ardından ise meyve ve tohum oluşur. Çayır otları gibi rüzgârla tozlaşan bitkilerde, göze çarpmayan çiçekler, çok sayıda tüy ya da kıla benzeyen erkek ve dişi organ içerir. Bunların çiçekleri bol miktarlarda çiçek tozu üretir. Çam da böyle bitkiler arasında yer alır. Böceklerle tozlaşan bitkilerin ise böcekleri çekmek için gözalıcı, renkli, irice ve kokulu çiçekleri vardır. Bu çiçeklerin çoğu balözü salgılar.

Tozlaşma sağlayan böceklerin başında arılar gelir. Arılar, mavi, sarı ve erguvan renkte çiçeklere daha çok gelirler; bunlardan çiçek tozu ile birlikte balözü toplarlar. Ekvatorun büyük ve kırmızı çiçeklerini kolibri denilen uzun gagalı küçük kuşlar tozlaştırır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak insanlar da tozlaşmaya yardım eder. Örnek olarak hurmaların tozlaşması insan eli ile sağlanır. Nilüfer gibi suda yaşayan çiçekli bitkilerde, suda yüzen çiçek tozları ile tozlaşma gerçekleşir.

Bitkilerde uyku olayı, bitki organlarının gece-gündüz değişimin karşı devirli olarak yanıt veren davranışları. örnek olarak ipek çiçeğinin gündüz açıp gece kapaması; tersine, akşam (gece) sefası çiçeğinin ise gündüz kapayıp gece açması. Bitkilerdeki uyku olayına sıcaklık değişmesi ile ışık şiddetinde, oluşan değişmeler neden olur.

Bitkilerde yönelim hareketi, dış çevreden bitkiye yönelik uyarıcı etmenlere yanıt olarak bitkilerde görülen hareket. Bir saksıda bulunan çiçek, eğer saksı yan yatırılırsa, yukarıya doğru bükülür. Bu yer çekimi etkisinden doğan negatif (eksi) yere doğrulum hareketidir.

Bitkinin gövdesi, yer-çekimi kuvvetine zıt yöne doğru hareket eder. Buna karşın kökler pozitif (artı) yere doğrulum hareketi ile toprağın derinliklerine doğru yönelirler. Bitkilerin gelen ışık yönüne doğru eğildikleri, ışığa doğru yöneldikleri görülür. Evlerde pencere kenarlarına konan saksı çiçeklerinde ve tarlalardaki ayçiçeklerinde (güne-bakan, gündöndü çiçeği) görülen bu özelliğe pozitif ışığa doğrulum denir.

Bitkilerin gövdelerinin genelde pozitif ışığa doğrulum göstermelerine karşın, kökler çoğunlukla negatif ışığa doğrulum hareketi yaparlar. Yani kökler ışıktan uzaklaşarak toprağın derinliklerine doğru inerler. Bununla birlikte bazı bitkilerin köklerinde böyle bir eğilim görülmez.

Bazı kökler ayrıca pozitif suya doğrulum (yönelim) hareketi yaparlar; yani suya, nemi yere doğru eğilir, yönelirler. Bu eğilim negatif yere doğrulum hareketinden daha güçlü olur. Eğer bitkiler salt bir yanda nem bulurlarsa, negatif yere doğrulum hareke tinden saparak, nemli yere doğru yönelirler. Bitkilerin yönelim hareketleri büyüme hormonlarının değişik yerlerde, değişti konsantrasyonda (birikimlerde) olmasından doğar.

Bitkilerin budanması, ağaç, ağaçcık ya da fidanların kurumuş, cılız, yararsız dallarını keserek, bitkinin güçlenmesini ve daha iyi gelişmesini sağlamak. Budama meyve ve süs bitkilerine ve özellikle güllere uygulanır. Böylece bitkinin gelişimi denetlenir ve daha iyi çiçek açması ve ürün vermesi sağlanır.

Budama zamanı ve biçimi, bitkiye ve mevsime göre değişik Meyve ağaçlarının fazla cılız dalları budanınca, kalan dallardaki meyveler daha beslenir ve gelişir. Gülleri, dalların ikiye ayrıldığı yerlerdeki kalın ve eski dallar kesilip, körpe dallar bırakılarak budamak uygun olur.

Budama zamanı, yaprak dökümünden ilkbahara kadar geçen sürede ağaçları sonbaharda, çiçekleri ilkbahar budamak genelde uygun olur. Ancak kışı sert geçen yerlerde ağaçları da ilkbaharda budamak gerekir.



Kommentare

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.