Fransız İhtilali Nedir? Nedenleri Ve Sonuçları Nelerdir?

1789 Fransız İhtilali Fransız İhtilali ile ortaya çıkan gelişme ve olaylar Avrupa’nın siyasi, sosyal ve ekonomik hayatını altüst etmiştir. Sonuçları bakımından da bu ihtilal, bütün dünyayı çok yönlü olarak etkilemiştir.

İhtilalin Başlaması ve Gelişimi: Fransa Kralı XIV. Louis (Lui) ve onu izleyen kralların genişleme politikaları, Fransa’yı ekonomik olarak sıkıntıya sokmuştur. XVIII. yüzyılda özellikle Amerikan Bağımsızlık Savaşlarında Amerika’ya yapılan yardımlar, Fransa’da halktan daha fazla vergi toplanmasına neden olmuştur. Soylular ile kilise mensuplarının da vergiden muaf olması, hazineyi güç duruma düşürmüş ve Fransa iflasın eşiğine gelmiştir. Kral XVI. Louis, mali bunalıma çözüm bulmak amacıyla 1614’ten beri toplanmayan “Etats Generaux”yu (Eta Jenero) 5 Mayıs 1789’da toplamıştır.

Etats Generaux; soylular, din adamları ve halk temsilcilerinden oluşan bir meclis olup herhangi bir yasama ve yürütme yetkisi yoktur. Bu mecliste alınan kararlarda her sınıfın bir oy hakkı vardır. Böylece çıkarları birbirine yakın olan din adamları ve soylular, mecliste daima çoğunluğu sağlamıştır. Sınıflar arasında yaşanan güç ve üstünlük mücadelesi nedeniyle bu meclis bir sonuca ulaşamamıştır. 17 Haziran 1789’da Etats Generaux’daki halk temsilcileri, halkın yüzde doksan altısını temsil ettiklerini söyleyerek kendilerinden oluşan meclisi “Ulusal Meclis” olarak ilan etmiştir. Ulusal Meclis, egemenlik hakkını halk adına ele alarak kendilerinin rızası olmadan halktan hiçbir vergi toplanamayacağını bildirmiştir. Kral, meclisin toplanmasına engel olmak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Ulusal Meclis,anayasa yapılıncaya kadar dağılmama kararı almıştı. Meclis bu hareketiyle yüzyıllardan beri süregelen monarşi yönetimini değiştirmeyi hedef almış ve bu karar Fransız İhtilali’ni başlatmıştır.

Anayasa hazırlamaya başlayan Ulusal Meclis, 9 Temmuz 1789’da kendisini “Kurucu Meclis” ilan etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler ayrıcalıklı sınıf olan din adamları ve soyluları korkutmuş ve kralın da desteğiyle meclis dağıtılmak istenmiştir. Meclisin dağıtılacağı söylentileri üzerine halk, 14 Temmuz 1789’da kraliyetin baskısıyla hapse atılanların bulunduğu ve mutlakiyetin sembolü olarak görülen Bastille (Bastil) Hapishanesi’ni basmıştır. Aynı zamanda halk, Paris’te Commune (Komün) adı ile yeni bir yönetim kurmuş ve kralın koruma askerlerine karşı da ulusal bir ordu oluşturmuştur. Paris’te meydana gelen bu gelişmeler, Fransa’nın diğer yerlerine de hızla yayılmıştır. Kurucu Meclis,feodalite döneminden beri var olan ayrıcalıkları ortadan kaldırmış ve Fransa’da eşitliğe dayanan yeni bir toplum düzenine geçilmiştir. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisini ilan eden Kurucu Meclis, bir anayasa hazırlamış ve bu anayasa 1791’de kral tarafından da onaylanmıştır. Fransa’nın bu ilk anayasasıyla egemenlik hakkı halka verilmiş ve güçler ayrılığı prensibi kabul edilmiştir. Böylece Fransa’da mutlak monarşi dönemi sona ererek meşruti monarşi dönemi başlamıştır.

Anayasayı hazırlayarak görevini tamamlayan Kurucu Meclis, kendisini feshetmiş ve seçimlere gitmiştir. Seçimler sonucunda 1791- 1792 yılları arasında “Yasama Meclisi Dönemi” başlamıştır. Bu meclis döneminden sonra Fransa’da Konvansiyon Meclisi kurulmuş ve bu meclis cumhuriyeti ilan etmiştir. Bu dönemde cumhuriyet rejimi, zor kullanılarak ülkeye yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak bu baskı yönetimine muhalif olanlar, ülke yönetimini ele geçirmiş ve Konvansiyon Dönemi’ne son vermiştir. Böylece Fransa’da Direktuvar Dönemi başlamıştır. 1795-1799 yılları arasındaki bu dönemde,yürütme gücü meclis tarafından seçilen ve direktuvar denilen beş üyeden oluşan bir kurula verilmiştir. Ancak bu yeni idareden memnun olmayan halk, yeniden ayaklanmıştır. Bu isyanları genç bir general olan Napoleon bastırmış ve ülke içerisinde şöhret kazanmıştır. Direktuvar yönetimine son veren Napoleon kendisinin büyük yetkilerle başında bulunduğu bir konsül yönetimi kurmuştur. Ekonomik, idari ve yasal reformlara girişerek büyük başarı sağlayan Napoleon, Fransa’da iç barışı sağlamıştır. Böylece konsüllük yönetimiyle Fransa’da, ihtilal Dönemi sona etmiştir. 1804’te yapılan halk oylaması ile konsül yönetimi imparatorluğa dönüştürülmüş ve Napoleon imparator olmuştur. Böylece Fransa’da 1799 yılından itibaren, on beş yıl sürecek olan Napoleon Dönemi başlamıştır.

İhtilalin Sonuçları: Eşitlik, özgürlük, ulusçuluk, ulusal egemenlik, demokrasi, laiklik, adalet gibi düşünce akımları ve kavramlar; Fransız ihtilali ile Avrupa’ya yayılmıştır. ihtilalin ortaya çıkarmış olduğu bu düşünce akımları ve kavramlar, günümüze kadar uzanan büyük değişikliklerin ve gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır. Fransa, ihtilal hareketlerine karşı olan Avusturya ve Prusya başta olmak üzere Avrupalı devletler ile savaşmıştır. Koalisyon veya ihtilal Savaşları adı verilen bu savaşlar Avrupa’yı siyasi, sosyal ve ekonomik yönden büyük ölçüde değiştirmiştir. Liberalizm ve milliyetçiliğin Avrupa’ya yayılmasıyla ulus-devlet anlayışı ortaya çıkmıştır.

Fransız İhtilali’nin İmparatorluklara Etkisi: Bünyesinde çeşitli milletler bulunduran imparatorluklarda aynı millete ait insanların da ayrı ayrı siyasi teşekküller halinde yaşadığı olmuştur. İhtilal savaşlarıyla farklı milletler arasında milliyetçilik ve hürriyet fikirleri yayılmış ve bu milletler bağlı oldukları devletlere karşı ayaklanmaya başlamıştır. Fransız ihtilal’ ile ortaya çıkan bu fikirler; Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin sosyal ve siyasi hayatlarını etkilemiştir.

Avusturya-Macaristan imparatorluğu, çeşitli ırk ve mezhepten oluşan toplumsal bir yapıya sahiptir. Metternich’in (Meternik)  mutlakiyetçi yönetimi altında bulunan Avusturya, hakimiyeti altındaki toplumların ihtilal düşüncesini benimsemesinden ve yönetime karşı ayaklanmasından korkmuştur. Nitekim Fransız ihtilali’nin etkisi ile 1848 yılında Avrupa’da meydana gelen olaylar, bu korkunun haklılığını ortaya çıkarmıştır. 1848 yılındaki olaylarda özgürlük düşüncesinin etkisiyle ülkede mutlakiyetin kaldırılması istenmiştir. Milliyetçiliğin etkisiyle Alman olmayan uluslar da bağımsızlıklarını elde edebilmek üzere harekete geçmiştir.

Avusturya’da halk, ilk defa 1848’de Viyana’da anayasa için ayaklanmış ve Metternich İngiltere’ye kaçmıştır. Viyana’da toplanan Kurucu Meclis, feodal düzenin vergilerini kaldırmış ve sosyal eşitliği ilan etmiştir. Ancak Avusturya imparatoru, Viyana’yı işgal ederek meclisi dağıtmayı başarmıştır. Olaylar bu noktadan sonra Avusturya egemenliği altında bulunan ulusların bağımsızlık isyanlarına dönüşmüştür. Bunlardan en önemlisi Macarların bağımsızlık hareketi olmuştur.

Avusturya, Macarların bağımsızlık hareketine tepki gösteren Rusya ile iş birliği yaparak 1849’da Macaristan’a girmiştir. Macar bağımsızlık hareketi kanlı şekilde bastırılmış ve Macaristan yeniden Avusturya’ya bağlanmıştır. Macar isyanı’nin bastırılmasından sonra bağımsızlık taraftarlarından bir kısmı Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Yine bu sırada, Rusya’nın bastırdığı Lehistan isyanı’ndan kaçan Lehler de Osmanlı Devletine sığınmıştır. Bu mültecilerin Avusturya ve Rusya tarafından Osmanlı Devleti’nden geri istenmesi ve Osmanlı Devleti’nin bu talebi reddetmesi ile “mülteciler sorunu” ortaya çıkmıştır.

Avusturya egemenliğinden kurtulmak ve ulusal birliğini sağlamak isteyen İtalya’da da aynı dönemde ayaklanmalar çıkmıştır. Ancak Piyemonte orduları, Avusturya’ya yenilmiş ve bu nedenle İtalya bağımsızlığını ve siyasi birliğini sağlayamamıştır. Ardından küçük devletlerden meydana gelen ve Avusturya’nın nüfuzu altında bulunan Almanya’da da ayaklanmalar yaşanmıştır. Avusturya’da Metternich’in yönetimden çekilmesinden sonra 1848’de Prusya’nın başkenti Berlin’de halk krala karşı ayaklanmıştır. Bunun üzerine Prusya Kralı IV.Wilhelm (Vilhelm), halka bir anayasa vadetmiş ve böylece Prusya’daki isyan sona ermiştir.

Rusya, 1815 Viyana Kongresi ile Polonya’ya (Lehistan) hakim olmuştur. Ancak bağımsızlık isteyen Polonyalılar, 1830’da isyan etmiştir. Ayaklanma,Rusya tarafından bastırılmış ve anayasa kaldırılarak Polonya bir Rus ili haline getirilmiştir. Bu olayda Avusturya ve Prusya, Rusya’nın tarafını tutmuş; Fransa ve İngiltere ise tarafsız kalmıştır. Rusya’nın, ülkedeki azınlıklara baskı yapması nedeniyle 1863’te Polonya’da yeni bir ayaklanma daha çıkmıştır. Rusya bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra azınlıklara karşı Ruslaştırma politikası başlatmıştır.

Rusya, XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki toprakları üzerinde genişleme politikası izlemeye başlamış ve aynı bölgede genişlemek isteyen Avusturya ile rakip hale gelmiştir. Bölgeye hakim olmak için Slav toplumların’ bir siyasi birlik altında toplamak isteyen Rusya, Panslavizm politikasını uygulamaya başlamıştır. XIX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Panslavizm, Fransız ihtilali’nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımıyla Slavlar üzerinde büyük etki yapmıştır. Panslavizme göre Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları yıkılmalı, bunların yerine Rusya’nın egemenliği altında bir Slav devleti kurulmalıdır. Rusya, bu politika gereği Osmanlı Devleti içerisindeki Slav ve Ortodoks topluluklara her türlü yardımı yapmaya başlamış ve bunlara özerklik verilmesini istemiştir.

Osmanlı Devleti; çeşitli ırk, din, dil ve kültüre sahip toplumlardan meydana gelmiştir. Fransız İhtilali’yle birlikte milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti içerisinde yayılmaya başlamıştır. Bu akım XIX. yüzyılın başlarından itibaren birçok isyanın çıkmasına da neden olmuştur. Balkanları ele geçirmek, Mısır’a ulaşmak ve Doğu Akdeniz’de Fransız hakimiyeti sağlamak isteyen Napoleon, Osmanlı Devleti’ndeki Hristiyan topluluklar arasında bağımsızlık düşüncesinin yayılmasını istemiştir.



Kommentare

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.