Kanun-ı Esasi Nedir? Maddeleri Ve Sonuçları Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde padişahlar ve devlet adamları, devletin zayıf-lamasını engellemek amacıyla çeşitli dönemlerde pek çok yenilik yapmıştır. Bu yenilik hareketleri,Tanzimat Dönemi’nde hız kazanmış fakat devletin gerilemesine engel olamamıştır. Avrupa’da 1830 ve 1848 ihtilalleriyle mutlak monarşilerin yerini anayasal monarşilerin alması, bazı Osmanlı aydınlarında Osmanlı Devleti’nin de bu yönetime geçmesinin gerekli olduğu fikrini doğurmuştur. “Yeni Osmanlılar” olarak bilinen aydınlar, Osmanlı Devleti’nin sadece meşruti yönetim ile kurtulabileceğine inanmıştır. Meşrutiyet yönetimine geçiş için devletin siyasi, sosyal ve hukuki yapısında bazı değişikliklerin yapılması zorunluluğu üzerinde de durulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde Kanun-ı Esasi’nin kabulüyle I. Meşrutiyet Dönemi’nin başlamasını sağlayan gelişmeler, 10 Mayıs 1876’da ortaya çıkan öğrenci hareketiyle başlamıştır. Medrese öğrencilerinin bu hareketi, halktan da destek görmüş ve Sultan Abdülaziz önemli kademelere meşrutiyet yanlısı paşaları getirmek zorunda kalmıştır. Devlet kademelerinde önemli görevlere gelen meşrutiyet taraftarları, Sultan Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine Şehzade Murad’ı tahta geçirmiştir. Kısa süre sonra da V. Murad’ın yerine, meşrutiyeti ilan edeceği teminatım veren II. Abdülhamid tahta çıkarılmıştır. 1876’da Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu iç ve dış sorunlar, bir anayasanın ilanını zorunlu kılmıştır. II Abdülhamid, bu iş için Mithat Paşa başkanlığında bir komisyon kurulmasına izin vermiştir. Bu komisyon Fransa, Belçika ve Prusya anayasalarından esinlenerek bir anayasa metni hazırlamış ve padişahın da katkılarıyla 119 maddelik Kanun-ı Esasi ortaya çıkmıştır. 1876 yılı Osmanlı Devleti’nde padişah değişikliklerinin olduğu, anayasa tasarısı ve ilanıyla ilgili şiddetli tartışmaların yaşandığı bir yıl olmuştur. Aynı yıl, Balkanlar’da yaşanan bunalıma bir çözüm yolu bulmak için Avrupalı devletler ve Osmanlı temsilcilerinin katılımıyla

Tersane Konferansı toplanmıştır. Osmanlı Devleti, Tersane Konferansı yapıldığı sırada 23 Aralık 1876 günü törenle Kanun-ı Esasi’yi ilan etmiştir. Türk tarihinin bu ilk anayasasıyla Osmanlı Devletinde meşrutiyet yönetimine geçilmiştir. Kanun-ı Esasi’nin metni bastırılarak halka dağıtılmış ve halk meşrutiyeti büyük bir heyecanla karşılamıştır. İstanbul’un değişik yerlerinde top atışları yapılmış ve İstanbul’da büyük şenlikler düzenlenmiştir. Vilayetlere,sancaklara ve kazalara bir genelge gönderilerek Kanun-ı Esasi’nin ilan edildiği duyurulmuştur.

Kanun-ı Esasi hem dış sorunlara çare bulmayı hem de içeride bir değişimi hedeflemiştir. Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla Mısır Meselesi’nde, lslahat Fermanı’nın ilanıyla da Paris Konferansı’nda Batılı devletlerin desteğinin sağlanması amaçlanmıştır. Benzer şekilde Kanun-ı Esasi’nin ilanında da Tersane Konferansı’na katılan Avrupalı devletleri etkilemek amaçlanmıştır. Her ne kadar halkın desteği ve baskısı olmasa da Kanun-ı Esasi’nin ilanını bütünüyle dış sebeplere bağlamak da mümkün değildir. Tanzimatla başlayan modernleşme sürecinin doğal bir devamı olan Kanun-ı Esasi’nin ilanında, Genç Osmanlıların halkın yönetime katılması düşüncesi etkili olmuştur. Osmanlı Devleti’nin XIX. yüzyıldaki demokratikleşme faaliyetlerinde içerde ve dışardaki farklı kesimlerin talepleri etkili olmuştur. Örneğin Sened-i ittifak’ın imzalanmasında yerel siyasi aktörler olan âyanların, Tanzimat ve ıslahat Fermanı ile Kanun-ı Esasi’nin ilanında ise ahalinin ve uluslararası güçlerin istekleri belirleyici olmuştur. Bunun yanı sıra Osmanlı Devleti gerek Tanzimat ve Islahat Fermanı gerekse Kanun-ı Esasi ile çıkardığı kanunlarla devlet-toplum ilişkisini iyileştirmek ve devletin Avrupa siyasi sistemine entegrasyonunu sağlamak istemiştir.

Anayasada vekillerin bütün Osmanlıları temsil etmesi yönündeki hüküm bir tarafa bırakılmış, vekiller mensup oldukları ırk veya dinin temsilcileri gibi davranmaya başlamıştır. Özellikle farklı unsurların hükümete karşı faaliyetleri, mecliste bir kargaşa ortamı oluşturmuştur. Padişah 13 Şubat 1878’de Kanun-i Esasi’nin kendi-sine verdiği yetkiye dayanarak meclisi süresiz tatil etmiş ve otuz yıl sürecek olan II. Abdülhamid yönetimi başlamıştır.

Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerindeki Hukuksal Gelişmeler: Osmanlı Devletinde Tanzimat’la birlikte yeni bir dönem başlamış ve hukuk devleti olma yolunda önemli adımlar atılmıştır. Tanzimat Fermanı’nda Osmanlı Devleti’nin askerlik, vergi, yargı gibi temel meselelerinden bahsedilmiş ancak bu sorunların hâtledilmesiyle ilgili kanunların ayrıca çıkarılacağı ifade edilmiştir. Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde çıkarılan kanunlarda devlet ile toplum ilişkilerini düzenleme ve Avrupa kanunlarıyla entegrasyon düşüncesi etkili olmuştur. Osmanlı Devleti’nin bu dönemdeki hukuki ihtiyaçları da yasaların yapılmasında önemli rol oynamıştır. Tanzimat ve Islahat Fermanlarında ilan edilen hususların başında can, mal ve namus emniyeti gelmiş, bütün vatandaşlara eşit haklar öngörülmüştür. Bu gelişmeler nedeniyle Osmanlı Devleti yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştır.

Tanzimat Fermanı’nın uygulanması için 1840 yılında 40 maddelik ceza kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun çoban ile vezirin eşit tutulduğu bir anlayışla hazırlanmış ve bu kanunla merkezde sadrazamın, taşrada da valilerin keyfi uygulamalarına son verilmeye çalışılmıştır. Ceza kanunu, tekniği ve yöntemi bakımlarından Avrupa hukukundan yararlanılarak yapılmıştır.

1840 tarihli Ceza Kanunnamesi’nin eksiklikleri 1851’de Kanun-i Cedit ile giderilmeye çalışılmıştıır. Bu kanunun en önemli yeniliği, kamu davası anlayışın’ getirmesi olmuştur. Böylece mağdur veya mirasçılar, suçluyu affetse bile devlet bunu kamu davası hâline getirip suçluyu cezalandırma yoluna gidebilmiştir. Yine Fransa kanunları örnek alınarak 1858’de daha kapsamlı bir Ceza Kanunnamesi ile 1870’te Askeri Ceza Kanunu oluşturulmuştur.

Osmanlı ticaret hukuku da Fransa kanunları örnek alınarak hazırlanmıştır. 26 Temmuz 1850’de oluşturulan Ticaret Kanunnamesi, özel hukuk alanında yapılan ilk kanundur. Bu kanuna yapılan ilavelerle birlikte Osmanlı Devletinde yeni ticaret mahkemeleri kurulmuş ve bu mahkemelerin yetkileri tüm ticari davaları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Deniz ticareti hukuku ise Hollanda, Sicilya, Belçika ve Prusya kanunlarından da yararlanılarak 1863’te Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi adıyla hazırlanmıştır. Ancak Avrupa ve özellikle Fransız hukukundan yapılan uyarlamalar, faiz konusunda olduğu gibi zaman zaman İslam hukukuyla çalışmıştır.

Toprak hukuku alanında yapılan en önemli kanun,Arazi Kanunnamesi olup Ahmed Cevdet Paşa’nın başkanlığındaki bir heyet tarafından 1858 yılında hazırlanmıştır. Arazi Kanunnamesi, sistem bakımından Avrupa etkileri taşısa da içerik yönünden bu dönemde Mecelle ile birlikte meydana getirilen iki milli kanundan biridir. Tanzimat Dönemi’nde, Fransız Medeni Kanunu örnek alınarak bir Osmanlı medeni hukuku hazırlanması gündeme gelmiş ancak bazı devlet adamları buna karşı çıkmıştır. Bunun üzerine 1868’de Ahmed Cevdet Paşa’nın başkanlığında bir komisyon tarafından Mecelle hazırlanmıştır. Mecelle, Tanzimat Dönemi’nde hazırlanan en önemli ve milli kanun olup borçlar, eşya ve yargılama hukukuna dair bölümlerden oluşmuştur. Aile ve miras hukukuna yer verilmemiştir. Hanefi fıkhına göre hazırlanan Mecelle, toplam 16 kitap ve 1851 maddeden oluşmuştur. 1861’de Avrupa hukukundan esinlenilerek “Umur-i Maliyyeye Dair Nizamname” adıyla 68 maddelik bir mali kanun yayımlanmıştır. Bu nizamnameyle köy, kaza, sancak ve vilayetlerde devlet gelirlerinin tahsili ve harcanma biçimleri düzenlenmiştir.

Osmanlı Devleti’nde hukuksal gelişimin dönüm noktası, Kanun-ı Esasi’nin kabulüdür. Kanun-ı Esasi; siyasal rejimi belirlemiş, yetkilerin kullanımını tanımlamış,yönetenlerin sorumluluklarını belirleyip denetime tabi tutmuş ve yargılama açısından yenilikler getirmiştir.

Kanun-ı Esasi’nin Bazı Maddeleri Şunlardır:

• Padişah kutsaldır ve icraatlarından dolayı sorumlu tutulamaz.

• Vekillerin tayin ve azli, yabancı devletlerle sözleşme yapılması, savaş ve barış ilanı, kara ve deniz kuvvetlerinin kumandası, Meclis-i Umuminin toplanması ve tatili, Heyet-i Mebusan’ın feshi padişahın mutlak haklarındandır.

• Matbuat, kanun dairesinde serbesttir.

• Müsadere, angarya ve işkence yasaktır.

• Sadrazam ve şeyhülislamı bizzat padişah belirler, sadrazamın belirleyeceği diğer vekiller ise padişah tarafından onaylanır.

• Meclis-i Umumi üyeleri, düşünce ve beyanlarında özgürdür; meclisteki konuşmaları ve görüşleri için haklarında soruşturma açılamaz.

• Kanun teklifi Heyet-i Vükela’ya aittir.

• Kanun tasarıları Meclis-i Mebusan ile Meclis-i Âyanda kabul edilir ve padişah tarafından onaylanırsa kanunlaşır.

Bütün bu konularda padişahın geniş yetkilerinin bulunması, ana-yasayı etkisiz kılmış ve padişah Meclis-i Mebusan karşısındaki üstünlüğünü korumuştur. Ancak padişahın geleneksel otoritesi, anayasa ile az da olsa sınırlandırılmıştır. Meclis-i Mebusan üyelerinin seçimle gelecek olması da halkın idareye katılması için yeni bir adım olmuştur.

Meşrutiyetin ilanından sonraki yıllarda Kanun-ı Esasi’de yedi defa değişiklik yapılmıştır. II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra 21 Ağustos 1909’da yapılan değişiklikler, en köklü değişikliklerdir. 1909’daki değişikliklerden biri, padişahın mecliste anayasaya bağlılık yemini etmesi olmuştur. Bu dönemde hükümetin, hükümdara değil Meclis-i Mebusana karşı sorumlu olması ve güvenoyu alma mecburiyeti gibi pek çok önemli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca yabancı devletlerle antlaşmalar yapma konusunda meclisin yetkileri artırılmıştır. Bu düzenlemeyle 1876’da padişaha tanınan sürgün yetkisi başta olmak üzere bazı haklar kaldırılmıştır. Böylece daha özgürlükçü bir yapı ve gerçek parlamenter hükümet modeli benimsenmiştir. Aynı dönemde, yeni bir madde ile toplanma ve dernek kurma hürriyeti getirilmiştir.



Kommentare

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.