Mağara Nedir? Çeşitleri ve Özellikleri Nelerdir?

İnsanların ve hayvanların girebileceği, toprak yüzeyine açılan, doğal genişliğe ve 2 metre yüksekliğe sahip olan doğal yer altı oyukları ve kovukları. Bunlar bozulabildiğinden geçici doğal yapılar olarak kabul edilirler. Mağaraların giriş kısmına genellikle in adı verilir. İnsan eliyle yapılan ve süslenen suni mağaralar da vardır. Birkaç yer altı boşluğu geçitlerle birbirine bağlanabilir. Mağaralar temel olarak iki gruba ayrılırlar.

Volkanik mağaralar ve mercan mağaraları gibi bulunduğu kayacın sertleşmesi sırasında oluşan birincil mağaralar ile deniz mağaraları, rüzgar mağaraları, kaya sığınakları, buzul mağaraları, çöküntü mağaraları, tektonik mağaralar ve erime mağaralar gibi kayaların mekanik ve kimyasal aşınması ile oluşan ikindi mağaralar.

Volkanik mağaralar: Magma katılaşıp kayacı oluştururken ortaya çıkan volkanik gazların etkisi sonucunda oluşurlar. Ancak bu mağaralar yüzeye çok yakın olduklarından dolayı çok kolaylıkla aşınıp yok olabilirler. Volkanik mağaralar 20 milyondan daha genç olan lav akıntılarında görülürler. Lav akıntıları sertleşirken daha geç soğuyan iç bölümler akmaya devam ederler. Lav akıntısı durduğu zaman bu iç kısımlarda biraz daha süzülen lavlar artlarında silindir biçiminde bir oyuk bırakırlar. Larvalardan çıkan sıcak gazların basıncı bu boşlukların çökmesini engeller.

Bu oyuklara lav tüpü adı verilir. Bu tüpler eğime ve akışkanlığa göre bir-çok kola ayrılabilirler. Gazların basıncı tayanın yüksek bir kubbe biçiminde kalmasına neden olur, ama bazen tavan krater ağzı biçiminde yüzeye de açılabilir. Soğuyan tavanın akması ya da sıcak gazların etkisiyle lav tüplerinin tavanında sarkıtlara benzer yapılar oluşabilir. Lav tüplerinin uzunluğu yüzlerce metre ya da kilometrelerce olabilir. Şu an dünyada bilinen en uzun lav tüpü 13 km uzunluğundaki Güney Kore’de bulunan Mancung mağarasıdır.

Bundan başka yine lavların etkisi ile oluşan basınç sırtı mağaraları vardır. Derinlerdeki lavların hareketleri sonucunda sertleşmiş olan bazalt kökenli kabuğun kıvrılmasıyla basınç sırtı mağaraları oluşur. Bu mağaraların yönü lav tüplerinin aksine lavların akış yönüne diktir. Ayrıca lav akıntısı sırasında çatlaklardan yukarı fışkıran lavlar yüzeyde kabarcıklar oluştururlar. Bu kabarcıkların içindeki lavların dışarı süzülmesiyle sıçrama konisi denilen mağaralar oluşur. Lav katmanları arasında sıkışan gazların oluşturduğu boşluklara kabarcık mağaraları denir. Larvalardan sızan gazlar zehirli olabileceğinden dolayı bu mağaralara girmek tehlikeli olabilmektedir.

Mercan kolonilerinin sığ sularda yayılmaları ve birleşmeleri ile mercan mağaraları oluşur. Poliplerin meydana getirdiği mercan kayalıkları çok estetik şekillere sahiptir. Denizlerde gelgit sonucunda su seviyesinin değişir ve su yüzeyinin üzerinde kalan mercan mağaraları dalgalar ve rüzgarlarla genişleyebilir ya da kesilebilir.

Erime Mağaraları: En yaygın mağara türlerindendir. Kireçtaşı ya da bir mineral olan dolomitin erimesiyle oluşurlar. Kireçtaşı ve dolomit karbonat mineralleri ihtiva ederler. Karbonat mineralleri yüzey sularındaki karbondioksidin çözülmesiyle ortaya çıkan zayıf asitlerin içinde erirler. Erime işlemi kayacın derinliklerinde de olduğundan bu tür mağaraların girişi olmayabilir. Girişler genellikle dolinlerin çökmesi, vadi yüzeylerinin kırılması ya da taş ocakları veya yollar açılırken yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkar.

Erime mağaraları çoğunlukla karbonik asiti zengin olan yağmur sularının etkisiyle yüzeye yakın yerlerde oluşur. Yeraltındaki sülfirik asidin etkisiyle de mağaralar oluşur. Şu an bilinen en uzun mağara Amerika’daki 560 km uzunluğundaki Mamut Mağarası-Flint Ridge Mağara sistemidir, en derin mağara ise Kafkaslardaki Krubera Mağarasıdır.

Kalsiyum fosfat bileşimine sahip olan lipsden oluşan alçıtaşı çok kolay çözünür. Türkiye’nin iç kesimlerinde, özellikle Sivas bölgesinde ve kurak bölgelerde jips oluşumlarına çok rastlanır. Jipsin erimesiyle oluşan mağaralar kireçtaşı mağaralarına benzer. Dünyada bilinen en uzun jips mağarası Sovyetler’deki 157 km uzunluğuyla Optimistiçeskaya Mağarası’dır.

Tuzların erimesiyle ise tuz mağaraları oluşur. Bunlar kalker mağaralarına benzerler, ama uzunlukları çok nadiren birkaç yüz metreye ulaşır. İsrail’deki Sedom Dağında ve İspanya’da tuz mağaraları vardır. Bir mağaranın oluşumu jeolojik yapıya göre 10-100 bin yıl sürebilir. Yeraltındaki mağaralar zamanla daha küçük bölümlere ayrılabilir ve yok olabilirler.

Deniz Mağaraları: Dalgalar kayalık ve dik kıyıları aşındırarak deniz mağaralarını oluştururlar. Birkaç yüz metreden uzun olanlarına çok nadiren rastlanır.

Rüzgar Mağaraları: Rüzgarın oyduğu mağaralardır. Bu tür mağaraların birkaç yüz metreden daha uzununa çok nadiren rastlanır.

Kaya Sığınakları: Rüzgar ya da akarsuların kolay çözünen kayaları aşındırmasıyla ortaya çıkarlar. Bunların üst kısımları daha zor aşınır ve sığınakların tavan kısmını oluşturur.

Çöküntü Mağaraları: Genellikle enleri ve boyları dar olan, dağ yamaçlarından kopup dağ eteklerinde biriken kayaların arasındaki boşluklara denir.

Buzul Mağaraları: Buzullarda buz ile bunun altındaki ana kayaç arasında oluşan uzun tünellerdir. Duvar yüzeyleri genelde düzgün değildir, galeriler tüp biçimindedir. Bazı dönemlerde içleri su ile dolabilir.

Tektonik Mağaralar: Kütlesel hareketler sonucunda oluşurlar. Kayaçlar çatlaklarla ya da katmansal olarak birbirinden ayrılırlar. Bu mağaralar derin ve dar bir çatlak şeklindedir. Türkiye’de birçok mağara vardır. Damlataş mağaraları, İnsuyu, Cennet ve Narlıkaya mağaraları, Beldibi ve Belbaşı kaya sığınakları bunlara birkaç örnektir. Mağaralar turizm, solunum hastalıkları tedavisi, askeri amaçlı, üretimi, soğuk hava depolamacılığı, kültür mandıracılığı gibi çeşitli amaçlarla kullanılır.



Kommentare

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.