Orangutan Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Maymunlar takımının insansı maymungiller familyasından bir memeli türü (Pongo pygmaeus). İki alttürü tanımlanmıştır; bunlardan biri Borneo orangutanı, öbürü ise, Sumatra orangutanı’dır. Ancak bunların birbirinden çok kesin farkları olmadığından, bir orangutanın hangi alttürden olduğunu saptamak bir uzman için bile kolay değildir. Sumatra orangutanları, Borneo orangutanlarına oranla genellikle daha iri ve daha açık renklidirler.

Orangutan adı, Malaya dilinden alınmış (Orang) ve (utan) sözcüklerinden oluşmuştur; (orang)ın anlamı (insan)dır; (utan) ise (orman) demektir. Borneo’nun batısında bu maymuna (maias) adı verilir.

İri bir hayvan olan orangutanın dişisiyle erkeği birbirlerinden kesinlikle, farklıdır. Erkekler dişilerin iki misli kadar büyürler. Orangutanın postu kaba yapılıdır. Uzun ve kaba yapılı kümeler halindeki kıllar, özellikle omuzla kolları üzerinde 45 cm. kadar uzun olabilirler. Portakal renginden morumsu ya da siyahımsı kahverengiye kadar çeşitli renklerde olabilen tüyler, hayvan yaşlandıkça koyulaşırlar. Yavrularla erişkin yaşa yaklaşmış olan gençlerde, başın tepesinde bir kıl kümesi bulunur.

Erişkinlerde bu küme kısa ve yasıdır ve başın önünde hafif bir Perçem biçimini almıştır. Yüz ve ağız kısmı kılsızdır. Sadece üst-dudak ile çenede kıllardan oluşmuş bir püskül bulunur. Bu püskül erişkin erkeklerde portakal rengindedir. Deri sert ve pürtüklü olup rengi koyu kahverengiye morumsu ve siyaha kadar değişebilir. Özellikle karın bölgesinde olmak .ere, tüylerin altında, mavi ve ara pırıltılar veren büyük lekeler bulunur. Bir disk gibi hafif içbükey olan yüz üzerinde, büyük çıkıntılı ve güçlü çeneler ile hafif çıkıntılı kaş kemerleri yer alır.

Güçlü ve ağır olan erişkin erkeklerin en göze batan yüz oluşumları, büyük yutak kesesiyle, yüzün yanlarında yer alan, yağ ve dokudan oluşmuş yanak çıkıntılarıdır. Bu oluşumlar erkeklerin çoğunda, özellikle zayıf ve sağlığı bozulmuş olanlarda, pek belirgin değildir. Gözler ve kulaklar küçüktür; kulaklar kafatasına yapışmış gibi iyice yassıdırlar. Ağaçlar üzerinde gezen canlıların en önemli organı olan kollar orangutanlarda çok uzun olup açıklığı 2,1 – 2,4 m. arasındadır.

Bütün maymunlar içinde en uzun kollar orangutanlardadır. Aynı şekilde elleri de gerek goril gerekse şempanzelerinkinden daha uzun olup, son derece güçlüdür. El başparmağının küçük oluşu ise bu duruma karşıt bir olgudur. Bacaklar oldukça kısa ve güçsüzdür. El ve ayak tırnakları adamakıllı kıvrıktır. Borneo orangutanlarının birinci ayak parmağında çoğunlukla tırnak bulunmaz. Orangutanlar kuyruksuzdurlar.

Ağaç üzerinde, kollarını açmış bir orangutanın çok iri bir görünümü vardır. Oysa kısa bacakları üzerinde ayağa kalkmış bir erkek ancak 1,3 m., dişiyse 1,1 m. boyuna erişebilir. Yaş ve sağlık durumlarına göre, gövde ağırlığı erkeklerde 75 100 kg., dişilerde ise 35 – 45 kg. arasında değişir. Gövde ağırlığını etkileyen bir öğe de hayvanın çevresindeki besinlerin nitelikleridir.

Orangutanların kafatası kubbemsi olup, erişkin erkeklerin çoğunda, üzerinde sagital yönde bir de ibik bulunur. Ayrıca bütün orangutanların kafatasının ense bölümünde bir ense ibiği vardır. İri olan altçene kemiğinin çıkıcı kolu geniş olup, yaptığı çıkıntı da maymunlara özgü biçimdedir. Geçici dişler doğumdan sonraki beşinci ayda çıkmaya başlar, ilk kalıcı azıdişlerinin çıkışı ise dördüncü yıla rastlar. Kalıcı dişlerin geri kalanları beşinci yılın sonunda çıkmaya başlarlar ve en son çıkanlar köpek dişleriyle üçüncü azıdişleri olmak üzere, hayvanın erişkin halel gelişinden sonra, 12-15. yıllar arasında tamamlanırlar. Orangutanların diş düzeni insansı maymungillerinki gibi olup 32 dişi kapsar. Orangutanlarda sık sık fazla sayıda azıdişler görülür.

Bu maymun, tropikal bölgelerin yağmurlu ormanlıklarında, belli sınırlar içinde yaşamaktadır. Genellikle ırmakların sınırladığı bölgelerde ya da geçilmesi zor olan 2 000 m.’den daha yüksek dağ sıralarında yaşayan orangutanlara Atjeh eyaletinde, Wampe ırmağının kuzey kesimlerinde, Simpang-Kanan ve kuzey Sumatra’daki Peureulak ırmakları boyunca, aynı zamanda adanın doğu kıyısında bulunan Menlaboh ile Singkel ırmakları arasındaki bölgede rastlanmaktadır.

Borneo orangutanı doğu Malaysia’daki Sarawak ve Sabah ile İndonezya Borneosu’ndaki Kalimantan’ın balta girmemiş ormanlarında yaşamaktadır. Bu alttürün en yaygın olduğu yerler kuzeybatı Borneo’da Sarawak ile Kalimantan’ı ayıran sınırın her iki yanı, Sarawak’taki Sadong ve Batang Lupar ırmakların arasındaki bölgeler ve Sabah’ın iç kısımlarında daha çok kuzeye ve doğuya doğru yayılan öbür bölgelerdir. Güney Borneo’nun birçok kesimlerinde de orangutan bulunmaktadır.

Günümüzde yaşayan orangutan sayısı 5 000 kadardır. Bunların yandan biraz azı, küçük ve çoğunlukla dağınık gruplar halinde Borneo’da yaşarlar. Erişkin orangutan erkekleri çiftleşme zamanlarında bir dişiye sahip olabilmek için bazen dövüşmek zorunda kalırlar. Hayvanat bahçelerine götürmek üzere yakalanmış olan erişkin erkeklerin yüz ve boyunlarında çok sayıda yara izine, eksik parmaklara, yırtılmış burun deliklerine ve dudaklara rastlanır.

Erkek, çiftleşmeden hemen önce (şarkı söyleme) diye adlandırılan bir gösteri yapar. Bu gösteriye hafif seslerle başlayan hayvan önce uzun süreli ve titreşimli bir hırıltı çıkarır, bu ses gittikçe artarak şiddetli bir kükremeye dönüşür, sonra da gittikçe hafifleyerek kaybolur. Çiftleşmeye başlamadan önce dişi ve erkek bir süre oynaşabilirler. Bu sırada elleriyle birbirlerini tokatlarlar, birbirlerinin boyun çevresini ve yüzünü hafifçe ısırırlar, güreşirler, bir yandan da hırıltıya benzer hafif sesler çıkarırlar. Çiftleşme ağaç üzerinde, sarkmış durumda ve yüz yüze olarak gerçekleşir.

Orangutanlar düz yerlerde, dişi sırt üstü ya da karnının üstüne yatmış durumdayken de çiftleşebilirler. Gebelik yaklaşık olarak 9 ay (255-275) gün sürer. Yavru doğduğunda 1,1-1,6 kg. ağırlığındadır. Yavru doğar doğmaz anasının postuna yapışır. Anasının da aynı istekle yavrusunu taşıdığı görülür; bu amaçla, bir koluyla yavrusunu kalçalarının üst yanında tutar. Dişi orangutan, yavrusunu 2-3 ay süreyle emzirir, ancak ilk günlerden sonra, emzirdiği sütü günden güne azaltır. Birinci ayın sonlarında yavrusuna ek besinler vermeye başlar.

Çiğnediği meyve ve sebzelerden oluşan bu ek besinleri, dudaklarıyla doğrudan doğruya yavrusunun ağzına aktararak onu besler. Yavru altı aylık olunca çeşitli besinlere karşı ilgi duymaya başlar ve anası dinlenirken el ve ayaklarının erişebildiği yaprakları ısırıp yolmaya koyulur, ya da besinleri anasının elinden, ağzından alır. Bir yaşında olunca anasının yanından ayrılmamakla birlikte, ondan bağımsız hareket etmeye başlar, ancak anası biraz uzaklaşınca da yüksek sesle bağırır. Dört yaşına geldiğinde kendisine bakma ve belli bir alanda yalnız dolaşabilme yeteneklerini kazanır. Dört yaşındaki orangutan kendi yaşındaki öteki orangutanlarla buluşun ve anasız dolaşabilir; fakat yine de anasıyla ilişkisini kesmez. Bu sırada, ana orangutan yeni çiftleşmeler için hazırlanmaya başlar.

Orangutanlar çok yavaş büyürler. Olgunlaşmaları için en az 10 yıl geçer; ortalama 35 yıl kadar yaşarlar. Yavruların ölüm oranı çok yüksektir. Ortalama olarak yavruların ancak % 60’ının erginleşme ve soyunu sürdürebilme olanağı vardır, % 40’1 ise erginleşmeden ölür.

Bütün öteki büyük maymunlar gibi orangutan da dört ayaklı bir tırmanıcıdır. Yerde dolaşma yeteneğine sahip olmakla birlikte, gerçek anlamda ağaçlarda yaşayabilen tek maymundur ve ömrünün büyük bir kısmını ağaçlarda, geçirir. Ağaçlara tırmanırken, el ve ayak parmaklarına daha sıkı yapışma olanağı sağlamak amacıyla kabuktaki çıkıntılara tutunur. Daha çok, ormanın orta yüksekliklerinde, sessizce dolaşır. Dalların arasında dört ayak üzerinde yürüyebildiği gibi, kollarını yukarıya kaldırıp iki ayağı üzerinde de dolaşabilir. Uzağa erişebilen güçlü çengellere benzeyen kolları gövde ağırlığının önemli bir kısmını taşırlar.

Orangutan ağaçların üzerinde kendini dengeleyip yavaşça sallanarak ilerlerken istediği yöne dönmek için gövde ağırlığını kullanır. Zaman zaman kollarıyla dallara tutunur ve hızlanıp kısa atlamalar yapar. Özellikle bir ağaçtan ötekine geçerken başvurduğu bu hareket sırasında bacakları serbest sallanır ve gideceği noktaya doğru hızla atlar. Hiç zıplamaz. Bir ağaçtan inerken ya ters yönde tırmanırcasına hareket eder, ya da kayar.

İnce uzun gövdeli, yatay dallı ağaçların oluşturduğu ormanın orta yükseklikleri, orangutanların en rahat gezebildikleri yerlerdir. Yaşlı dev ağaçların kalın gövdelerine özellikle genç orangutanlar iyi tırmanamazlar. Ancak bu durumda, yaprakların arasından aşağılara sarkan asma dalları ya da gövdeye sarılmış sarmaşıklar, bu maymunların kolaylıkla yukarı tırmanmalarına olanak sağlar. Sarmaşıklara tutunarak büyük ağaçların tepesine ulaşan orangutanlar orada beslenir ve dinlenirler.

Yerde normal olarak dört ayak üstünde yürüyen orangutanın ağırlığını sıkılmış yumruklarıyla, tersine çevrilmiş yine bir yumruk gibi sıkılmış ayakları taşır. Yürüyüşü köpeklerinkine benzer, yani karşılıklı iki köşedeki bacaklar ilerlerken, öbür ikisi gövdenin ağırlığını yüklenip onu ileriye doğru iterler. Dört ayak üzerinde yürüyen orangutan zaman zaman takla atarak ilerler. Bu ilerleyiş biçimi çoğunlukla örtüsüz ve yokuş bir yerde gittikçe hızlandığı sıralarda görülür. Bazen, kısa bir mesafe almak için, oyun olsun diye de yuvarlanıp takla atabilir.

Orangutan ağaçlarda dolaşırken ya da dinlenirken, erişebildiği yerlerde bulunan bitkisel ve hayvansal maddeleri sürekli olarak elden geçirerek, bunları besin olarak kullanıp kullanamayacağını anlamaya çalışır. Çeşitli orman yemişlerini tanımada uzmanlaşmıştır. Çok çeşitli tomurcuk ve yaprakları, çiçekleri, ağaç kabuklarını, kamışları, kökleri, hatta küf ve humusları yer ya da çiğner. Boş zamanlarını yiyecek aramakla geçirir ve çömelir ya da tırmanırken bir yandan da tadına bakmak üzere ağzına almış olduğu meyve ve bitkileri çiğner; bunların kabuklarını, çekirdeklerini ya da bazı kısımlarını tükürür. Besinlerini yolup koparmak için ellerini kullanır; besin maddesi küçükse, işaret parmağının yardımıyla onu parmakları arasına sıkıştırır. Aynı amaçla ayaklarını da kullanabilir.

Orangutan, ağzında biriktirdiği meyve, kabuk ve yaprakları zaman zaman çiğner. Dudaklarını kullanarak dilini silip temizler, bazen bu temizliğe başlamadan önce dilinin ve alt dudağının üzerindeki besin artıklarını inceler. Bu amaçla çenesini ileriye doğru uzatır ve böylece dilini doğrudan doğruya aşağı bakıp görebileceği hizaya getirmiş olur. Göğüs ve karın bölgelerini de ön kollarının dışa dönük hızlı hareketleriyle zaman zaman temizler.

Yosunsu bitkilerin soyulması ve fidanların sökülmesi, gevşek kabukların, küf ve humusun araştırılması sırasında en çok bunların ıslak kısımlarını emer ve buralardaki böceklerle kurtçukları yer. Bazen dişlerinin arasında tuttuğu sopaları, termit gibi, ağaçların içinde yuvalanmış hayvanları dağıtıp yakalamak için kullanır. Sarawak bölgesindeki yarı yabanıl orangutanların erişkine yakın yaşta olanları bu yöntemle uçan böcekleri, karıncaları ve termitleri yakalarlar.

Orangutanların, yaban arılarının balina, kuş yumurtalarını ve bazen de gübreleri yedikleri görülür. En sevdikleri meyve, futbol topu iriliğinde, dikenli, kokulu, yumuşak ve dolgun etli duriandır. Durian birçok bölgelerdeki meyve bahçelerinde de yetiştirilir. Orangutanlar bu meyve bahçelerine dadanıp önemli zararlara yol açarlar.

Tropikal bölgelerdeki yağmurlu ormanlarda bulunan bitkiler üzerinde, yağmur ve çiğ nedeniyle bol miktarda nem bulunur. Bu bitkilerin nemli ve ıslak yapraklarını ya da meyvelerini yiyen orangutanlar, besinleriyle birlikte su gereksinmelerini de karşılamış olurlar. Ayrıca, bu amaçla ağaç kovuklarındaki küfleri ezip suyunu emdikleri, ibrik yapraklı bitkilerde biriken yağmur suyunu yudum yudum içtikleri ya da ıslak kıllarındaki suyu emdikleri de olur.

Orangutanlar yüzme bilmezler. Küçük akarsuları aşmak için iki kıyı arasında uzanan devrilmiş ağaçlardan ya da yatay dallardan yararlanırlar. Bir akarsu ya da su birikintisi kıyısında bulundukları zaman, ya oturur durumda ileri doğru eğilirler ve başlarını su yüzeyine yaklaştırıp emme hareketiyle su içerler, ya da suyun önüne çömelmiş durumdayken bir ellerini çukurlaştırıp içine su doldurur, burdan içerler; sonra da ellerini yüzlerine silip kurularlar. Şiddetli yağmurda, yaprakların arasına ya da ağaçtaki yuvalarına gizlenip sessizce kımıldamadan dururlar. Böyle zamanlarda kamburlarını çıkartıp başları eğik durumda oturarak, suların omuzlarından ve arkalarından akıp gitmesine aldırmadan durdukları olur. Bu durumlarda, ağızlarını açık tutarak, kaşlarından ve yüzlerinden akan su damlalarını yakalayıp içerler.

Orangutanların yuvası karma-karışık dizilmiş dallardan yapılıdır. Orangutan, yuvasını yeterli dayanak ve küçük dal bulduğu her yerde, en çok da ağaçların yapraklı kısımlarıyla çatallanmış dalların olduğu bölgelerde, birkaç dakika içinde yapar. Kendine doğru büktüğü ya da kırdığı dalları bir araya toplayıp, birbiri üzerinden aşırarak tutturur ve sonra da üzerini daha ince dallarla döşer. Son olarak yuvanın bütününü el ve ayaklarıyla hafif hafif döverek bastırıp düzeltir. Bitmiş yuvanın çapı 0,6-1 m. kadardır. Yuvaların yerden yükseklikleri 3-30 m., bazen daha da fazla olabilir.

Akşam karanlığından şafak sökünceye kadar yuvasında uyuyan orangutan, bol meyveli bir yerde ise uzun süre aynı yuvada kalabilir. Fakat genellikle orangutanların her gece yeni bir yuva yapma, hatta gündüzleri dinlenmek ve uyumak için bile yuva yapma alışkanlıkları vardır. Kimi orangutanlar yuvalarını daha büyük ve daha özenerek yaparlar, hatta üzerine yapraklardan bir de tavan ekleyebilirler. Kötü hava koşulları, hastalık ve doğum sırasında kullanılacak yuvalar genellikle büyük ve sağlam olur.

Bir ağacın üzerinde bir yuva grubu ya da bir ağaç kümesinde birçok yuva varsa o çevrede aynı zamanda birçok orangutan bulunuyor demektir. Ancak böyle bir yuva topluluğu. bütün orangutanların o sırada orada bulunduklarını göstermez. Çünkü yuvalar yapıldıktan sonra aylarca boş kalabilirler. Orangutanlar yuvalarında kımıldamadan oturdukları için, yuvalarına çok yaklaşıldığında bile görülmeleri güçtür.

Orangutanların rastlantı sonucu yerde kaldıkları da olur. Açıklık yerlerde bu durumu gözlemleme olanağı pek yoktur; çünkü ortamda bir yabancının varlığını sezen orangutanlar hemen ağaçlara tırmanırlar. Sarawak’ta yaşamakta olan yarı yabanıl orangutanların genç erişkinleri, gecelerini mağaralarda geçirirler. Orangutan geriye ya da bir yana doğru eğilip uyur ve bu sırada genellikle açık tuttuğu bir elini başının tepesine ya da yüzünün bir yanına dayar. Uykuya yatarken geniş yapraklarla ya da yapraklı ince dallarla yüzünü örttüğü de olur.

Küçük yavrular yuvayı analarıyla paylaşırlar ve anaları dolaşırken bile kucağında uykuya dalarlar. Genç orangutanlar 2 yaşına basınca kendi yuvalarını kendileri yapabilirler, ancak bir başka yaşdaşla aynı yuvada barındıkları da olur. Bazı orangutanlar yuva yapmadan önce bir yerde dinlenip uyuyabilirler. Dolaşmakta olan bir grup normal olarak sabahın erken saatleri ile öğle sıcağında dinlenir.



Kommentare

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.