Sabuncuoğlu Şerefeddin Kimdir? Hayatı Ve Eserleri Nelerdir?

1386 yılında Amasya’da doğan Şerefeddin, hekimlik mesleğiyle ilgilenen Sabuncuoğlu ailesine mensup olup babasının adı Ali’dir. Dedesi ise Çelebi Sultan Mehmed’in hekimbaşısı Sabuncuoğlu Hacı İlyas Bey’dir. Amasya Darüşşifası’nda Burhaneddin Ahmet’ten eğitim görüp kendini yetiştirerek orada on dört yıl cerrahlık yapmıştır. Şehzade Mehmet’in 1438’de Amasya Valiliği yaptığı sıralarda Sabuncuoğlu Şerefeddin, yaklaşık 50 yaşındadır ve tecrübeli bir hekim olarak görev yapmaktadır.

Candaroğlu İsfendiyar Bey zamanında bir süre Kastamonu’da bulunan Sabuncuoğlu Şerefeddin, Cerrahname-i ilhani isimli eserini yazdığında İstanbul’a giderek kitabını Fatih Sultan Mehmed’e sunmuş, dönüşünde de Bolu, Gerede ve Tosya’ya uğramıştır. 1468 yılında son eseri Mücerrebname‘yi yazdıktan iki yıl sonra 1470 yılında vefat etmiştir. Bu önemli hekimin adı, günümüz Amasya’sında Sabuncuoğlu denilen bir mahallede yaşatılmaktadır.

Osmanlı bilim dünyasında yeterince tanınmayan Sabuncuğlu’nun adına ilk defa cerrah İbrahim, Abdullah isimli bir alimin 1505 tarihinde yazdığı Cerrahın adlı eserinde rastlanmaktadır. İbrahim b. Abdullah, burada onun adını vererek Mücerrebname’den aldığı kadın hastalıklarında kullanılan bir süpozituvarın formülünü açıklamaktadır.

Sabuncuoğlu’nun öğrencilerinden Gıyâs b. Muhammed İsfahâni de II. Bayezıt’a ithaf ettiği kitabında hocasının tıptaki başarılarını överek onu örnek aldığını belirtmiştir. Ücra bir Anadolu şehri olan Amasya’da yaşamış olması Sabuncuoğlu’nun yeteri kadar tanınmamasının başlıca sebebidir. Eserlerini o günün bilim dili olan Arapça yerine Türkçe yazması, onun Türk diline verdiği önemi ve Türkçe ile de bilimsel eserler yazılabileceğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Şehzade Beyazıt’ın ikinci Amasya valiliği sırasında onun isteği üzerine İsmail b. Hasan el-Cürcâniynin Farsça Zahire-i Hârizmşâhi adlı kitabının son bölümünü, (Akrâbâzin) başlığıyla 1444 yılında Türkçeye tercüme etmiştir. Sabuncuoğlu otuz bir bab olan bu bölümü ilâveler yaparak otuz üç baba çıkarmış, sonuna bir de lügatçe eklemiştir. İlâçların hazırlanma usulleriyle başlayan kitap daha sonra müfred ve mürekkeb ayırımıyla ve macun, şurup, gargara, yağ ve merhem türünden ilaçların sıralamasıyla ilaçların formüllerini verir.

Cerrâhname-i İlhâni adıyla yazdığı kitabı, aslında et-Tasrif isimli bir tıp kitabının Türkçeye tercümesidir. Ama bu tercümeye yer yer ilaveler yapmış ve daha da önemlisi, tıp tarihinde ilk defa cerrahi müdahaleleri gösteren minyatür tekniğinde yapılmış çeşitli resimler koymuştur. Sade bir Türkçe ile kaleme alınmış olmasından dolayı kitap hakkında hem tıp tarihi hem de Türk dilindeki tıbbi terimler ve resim sanatı açısından çalışmalar yapılmıştır.

Sabuncuoğlu Şerefeddin’in yazdığı bir başka kitap Cerrahname-i Hâniye adını taşımaktadır. Bu kitabında da cerrahi aletlerin resimleri bulunmaktadır . Aynı zamanda hastaların ameliyat esnasındaki duruşlarının resimleri de konulmuştur. Bu, cerrahi eğitim açısından son derece önemli bir yeniliktir.

1468’de yazdığı Mücerrebnâme adlı eserin önsözünde kitabını Amasya’daki hekim çevresinin isteği üzerine kaleme aldığını söylemiştin. İlk defa Rusçuklu Hakkı tarafından 1920 yılında İkdam gazetesinde tanıtılan kitapta çeşitli hayvanlar, insanlar ve müellifin kendi üzerinde denemiş olduğu ilaçların hazırlanışı ve kullanılışı anlatılmaktadır.

Sabuncuoğlu’nun yaptığı bu deneylerden ilkine göre elini zehirli bir yalana sokturmuş ve yaranın üzerine kendi yaptığı özel bir ilaç olan Tiryak (teryak)’tan dökmüştür. İlacın dökülmesinden sonra zehir ne vücuduna zarar vermiştir ne de eline.

İkinci deneyde bu defa bir horoz yılan tarafından sokturulmuş; hemen peşinden de horoza Tiryak (teryak) içirilmiş, birkaç gün gözlem altına alınan horozun zehirden etkilenmemiş olduğu anlaşılmıştır. Burada ilacın etkisinden çok yapılan deneylerin önemli olduğu söylenmiştir.

Bugünkü vak’a takdimlerine benzer ifadelerin yer aldığı eser on yedi bölüm olup bölümler ilâçların etki ve kullanım alanlarına göre düzenlenmiştir; bu sebeple ilâçlar çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanmıştır. Eser Türk tıp tarihinde bir hekimin kendi buluşu ilâç ve tedavi metotlarını anlattığı ilk monografi olması bakımından önemlidir.

Yorumu Gönder